Çizim üzerine düşünmek
Zamansız bir pratik olan çizim, hem düşünce üretme eylemi hem de düşünmenin kendisidir.
Çizim, hareket ve yaratmanın eş zamanlı bir eylemidir; süregiden bir yapma ve deneyimleme sürecidir. Rastlantısal olanla evrilmeyi, beklenmedik olanla dönüşmeyi ve yeniyi keşfetmeyi içerir. Sonuçta planlanmış ya da önceden tasarlanmış olanın sınırlarını aşmak ve bu ayrılışta özgürlüğü bulmakla ilgilidir. (G.B.S.)

“Konuşmadan önce sesler, yazıdan önce şekiller vardı.” Çizim, öğrenilmiş uzlaşımların ötesine geçen içgüdüsel bir eylemdir. Pek çok disiplinde kullanılan, çok çeşitli teknikler ve görsel dillerle ifade edilen çizim, bugün de en yaygın iletişim biçimlerinden biri olmayı sürdürür. Bir defterin kenarındaki gelişigüzel karalamalar olarak da, uzmanlık alanlarının kendi yöntem ve biçimlere sahip yapılandırılmış dili olarak da karşımıza çıkabilir.
Mimarlar ve tasarımcılar için çizim, konuşmak ya da yazmak gibidir: düşüncenin el aracılığıyla eş zamanlı ifadesidir. Fikirleri aktarmanın, eleştirmenin ve yorumlamanın bir aracıdır. Sanatsal boyutunun ötesinde çizim, özünde bilişsel bir etkinliktir. Bu yüzden araçlar ve teknolojiler değişse de, belki de en doğrudan ifade biçimi olan serbest el çizimi, araştırma ve keşif için verimli bir zemin sunmaya devam eder.
Çizimin düşünsel yönleri, GBS’nin doktora tezinde ve onunla birlikte yayımlanan çalışmalarda ayrıntılı olarak incelendi. Genişletilmiş, dağıtık ve eylemsel biliş gibi bilişsel çerçevelerden yararlanan çalışma, protokol analizi ve çizim süreçlerinin gözlemiyle yaratıcı üretim sırasındaki eylem dizisini haritalandırdı. Araştırma, çizimin bir bilişsel üretim biçimi ve kendi başına düşünsel bir alan olduğunu savunur ve ileriki çalışmalar için kuramsal bir temel oluşturur.


